Pazar, Mart 25, 2007

MONAROZA Efsanesi

MONAROZA

Monaroza, siyah güller ak güller

Geyve nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadi kirik kus merhamet ister

Ah,senin yüzünden kana batacak

Monaroza, siyah güller ak güller



Ulur aya karsi kirli cakallar

Ürkek ürkek bakar tavsanlar daga

Monaroza bugün bende bir hal var

Yagmur igri igri düser topraga

Ulur aya karsi kirli cakallar



Acma pencereni perdeleri cek

Monaroza seni görmemeliyim

Bir bakisin ölmem icin yetecek

Anla Monaroza ben bir deliyim

Acma pencereni perdeleri cek



Zeytin agaclari sögüt gölgesi

Bende cikar günes aydinligina

Bir nisan yüzügü bir kapi sesi

Seni hatirlatir her zaman bana

Zeytin agaclari sögüt gölgesi



Zambaklar en issiz yerlerde acar

Ve vardir her vahsi cicekte gurur

Bir mumun ardinda bekleyen rüzgar

Isiksiz ruhumu sallarda durur

Zambaklar en issiz yerlerde acar



Ellerin ,ellerin ve parmaklarin

Bir nar ciçegini eziyor gibi

Ellerinden belli olur bir kadin

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin,ellerin ve parmaklarin



Zaman nede çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göge bu kadar

Zaman nede çabuk geçiyor Mona



Aksamlari gelir incir kuslari

Konarlar bahçemin incirlerine

Kiminin rengi ak kiminin sari

Ah beni vursalar bir kus yerine

Aksamlari gelir incir kuslari



Ki, ben Monaroza bulurum seni

incir kuslarinin bakislarinda

Hayatla doldurur bu bos yelkeni

O mahsun bakislarin su kenarinda

Ki , ben Monaroza bulurum seni



Kirgin kirgin bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim askim uymaz öyle her saza

En güzel sarkiyi bir kursun söyler

Kirgin kirgin bakma yüzüme roza



Artik inan bana muhacir kizi

Dinle ve kabul et itirafimi

Bir soguk bir mavi bir garip sizi

Alev alev sardi her tarafimi

Artik inan bana muhacir kizi



Yagmurdan sonra büyürmüs basak

Meyvalar sabirla olgunlasirmis

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsin ölüler niçin yasarmis

Yagmurdan sonra büyürmüs basak



Altin bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kus tüyüne

Bir tüy ki can verir gülümsesen

Bir tüy ki kapali geceye güne

Altin bilezikler o kokulu ten



Monaroza, siyah güller ak güller

Geyve nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadi kirik kus merhamet ister

Ah,senin yüzünden kana batacak

Monaroza, siyah güller ak güller



Muazzez Akkaya’yı buldum
ŞAİR Sezai Karakoç’un meşhur “Mona Roza” şiirinde, Türk edebiyatının en mahrem akrostişi gizlidir.
Şiirin her kıtasının başındaki harfleri yan yana getirdiğinizde “Muazzez Akkayam” çıkar.
Karakoç, 1950’de Mülkiye’de öğrenciyken yazmıştır bu şiiri.
Ancak 2002 yılına kadar hiç yayınlamamıştır.
Buna karşın tam 50 yıl kuşaktan kuşağa aktarılmıştır bu etkileyici şiir.
60’larda daktiloyla, 70’lerde teksirle, 80’lerde fotokopiyle çoğaltılmıştır.
Bu efsane şiir, bir aşk acısının yürek burkan sesidir.
Şöyle başlar:
“Mona Roza siyah güller ak güller / Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak / Kanadı kırık kuş merhamet ister / Ah senin yüzünden kana batacak / Mona roza siyah güller ak güller.”
* * *


Ketumluğu, vakarı, onuruna düşkünlüğü, içe kapanıklığı, aşırı kırılganlığı ve küskün bir çiçek oluşuyla tanınan Sezai Karakoç’un, tam 50 yıl Muazzez Akkaya hakkında tek bir kelime etmesi tabii ki beklenemezdi.

Herhangi bir babayiğidin de Muazzez Akkaya konusunu Sezai Karakoç’a sormaya cüret etmesi de düşünülemezdi.

Bundan dolayı Muazzez Akkaya, Türk edebiyatının bir büyük gizi olarak kaldı.

Giz devam ettikçe de, efsane üretmeye meyilli tipler girdi devreye.

Neler neler anlatılmadı ki…

En meşhur hikáye şudur:

Güya Sezai Karakoç, Mülkiye’de okuyan Muazzez Akkaya’ya aşkını itiraf etmiş ama karşılık bulamamış, bunun üzerine “Mona Roza” şiirini yazmış, şiiri okuyan Muazzez Akkaya intihar etmiş.

Bu rivayet, “Sezai Karakoç da bu nedenle hiç evlenmemeyi tercih etmiş” diye bitiyor.

* * *

Dikkat! Dikkat!

Edebiyatımızın büyük sırrı çözüldü.

Nasıl mı?

Anlatayım:

Bundan bir süre önce bir yazımda Sezai Karakoç’un “Mona Roza” şiirine ve Muazzez Akkaya’ya şöyle bir değinmiştim.

O yazının yayınlanmasının ardından New York’tan bir e-posta aldım.

Şunlar yazılıydı e-postada…

“Selam Ahmet Bey… Ben New York’ta doktorluk yapıyorum. Muazzez Akkaya’nın kızıyım. Yazınız ailecek çok hoşumuza gitti. Annemin adını yazınızda geçirdiğiniz için çok teşekkürler. Ayşe.”

Okuyunca “Vay be” diye haykırdım. Muazzez Akkaya’nın izini bulmuştum.

Hemen bir yanıt yazdım: “Lütfen anneniz hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?”

Yanıt şöyleydi:

“Annem Mülkiye’de okumuş. Öğrenciliğinde çok güzel bir kadınmış. Grace Kelly tipinde. Pingpong şampiyonu olmuş okulda. Bugün anneme Sezai Karakoç’un aşkını ve şiirini sordum. Annemin bu aşktan ve şiirden haberi olmamış. Ama şunu anımsıyor: Paltosunun cebinde şairi meçhul aşk şiirleri bulurmuş! Babamla evlenirken babama bu şiirlerden söz etmiş, babam da şiir yazmaya kalkışmış annem için ama tabii ki çocukça şiirler olmuş bunlar. Annem Hazine avukatlığından emekli oldu. Maliye Bakanlığı’nda çalışırken babamla tanışıp aşk evliliği yapmışlar. 48 sene harika bir evlilikleri oldu. Maalesef geçen hafta babamı kaybettik.”

* * *

Muazzez Hanım’ın Mülkiye’de okurken “pingpong şampiyonu” olduğunu öğrenince…

Hemen aklıma Sezai Karakoç’un “Ping-Pong Masası” adlı başka bir şiiri geldi.

Şiiri bulup okudum…

Şu dizelere dikkat kesildim:

“Ha Sezai ha ping-pong masası / Ha ping-pong masası ha boş tüfek / Bir el işareti eyvallah ve tak tak / Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi / Ne kadar güzel ne kadar sıcak / Tak tak tak tak tak.”

Gözümün önüne şöyle bir görüntü geldi:

Ezik ama onurlu Ergani çocuğu Sezai, uzak bir köşeden Muazzez’in pingpong oynamasını izlemektedir. Muazzez topa şımarık bir edayla vurdukça “Ha Sezai ha ping-pong masası” diye içlenmektedir.

Ne dokunaklı değil mi?

* * *

Hadi girin internete ve bu çok eski devirlere aitmiş gibi gözüken dokunaklı aşka nüfuz etmek için “Mona Roza” şiirini bulup okuyun.

50 yıllık büyük gizin aydınlanmasının hatırına…

Bir parça kederlenip aşka olan imanınızı tazeleyin.

Okuyun ve içinizi ısıtın:

“Yağmurlardan sonra büyürmüş başak / Meyveler sabırla olgunlaşırmış / Bir gün gözlerimin ta içine bak / Anlarsın ölüler niçin yaşarmış / Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.”

Hürriyet

Hiç yorum yok: