Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mayıs 05, 2009

PADİŞAH VE GAYSERİLİ...

Padişahın biri,


- Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!
demiş.

Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;


- Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.


- Bunun neresi yalan?.. Kuş kartaldır, Arslan da kuzu kadar minik bir

yavru. Kaptı mı götürür tabii!..


- Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..


- Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da

pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!..


- Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!


- Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir.


Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş.

Ama bir gün bir Kayserili gelmiş;


- Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim.

Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu öde!..

Perşembe, Mart 19, 2009

Pompeii: Taş Kesilen Bir Şehir, Ve İnsanlar…

İtalya'da Pompei şehrinin tüm halkı günümüzden 1929 yıl önce taş kesilerek öldü… Vezüv yanardağı hepsinin üzerini lavla örtmüştü… Şehir haritadan silindi…
Tarih 23 Ağustos 79… Pompei'de Roma İmparatorluğu hüküm sürmekte… İmparatorluğun başında ise Caligula var… Tarihin gördüğü en gaddar ve en sapık hükümdarlarından biri…
Şehrin "edepsizliğe" düşkünlüğü nedeniyle tarihten silindiğine inanç çok büyüktür. Hatta bazılarına göre Pompei de, Sodom ve Gomore gibi Allah tarafından cezalandırılan şehirlerden biridir.
İmparator Caligula zaten kendi kızkardeşine aşık olarak en büyük günahı işliyordu. Halkın ise ondan geri kalır yanı yoktu. Bir ticaret şehri olan Pompei'nin dört bir yanı genelevlerle çevriliydi.
Ayrıca eşcinsellik de normal karşılanıyordu.
Nüfusun yüzde 60'ı asil halktan, yüzde 40'ı köleden oluşuyordu. Asiller müthiş bir zenginlik içindeydi. Rivayete göre önce yemek yer, daha sonra yediklerini kaz tüylerini kullanıp kusarlardı. Nedeni ise daha fazla yemek yiyebilmek, yemek zevkinden sonuna kadar faydalanmaktı…
Felaket günü şehirde normal hayat devam ediyordu. O gün hava her günkünden biraz daha boğucuydu… Üstelik çok hafif de bir deprem olmuş, ama önemsememişlerdi.
Felaket günü şehirde normal hayat devam ediyordu. O gün hava her günkünden biraz daha boğucuydu… Üstelik çok hafif de bir deprem olmuş, ama önemsememişlerdi.
Biraz sonra kül yağmuru başladı. İnsanlar önce umursamadı. Belli ki yaşlı Vezüv daha önce de böyle faaliyetlerde bulunmuştu… Ama bu seferki geçmedi, bitmedi…
Paniğe kapılanların bazıları limana doğru koşmaya başladı, bir kısmı ise kendini evine kapadı…
Limana doğru koşanları kötü bir sürpriz bekliyordu… Deniz kabarmıştı, azgın dalgalar gemileri lavlara doğru atıyordu. Zaten gökten de iri kum taneleri şeklinde kızgın taşlar yağmaya başlamıştı…
Evlerine sığınanlar ise, yoğun kükürt dumanından boğulmamak için kendilerini dışarı atmakta, bu defa da üzerlerine yağan taşlarla helak olmaktaydılar..
İlk kayıplar yere düşen gaz yüklü siyah taşların patlamasıyla verildi. Gökyüzü kararmıştı, göz gözü görmüyordu.
Tüm şehrin yok olması birkaç saat sürdü. Korkunç felaketten kimse kurtulamadı. 18 kilometrelik bir alan içerisindeki Pompei lavlar altında kalmıştı.
Pompei'nin 16 bin kişilik nüfusunun büyük bir bölümü taş olmuştu. Vezüv öylesine kuvvetli püskürmüştü ki, kül bulutları, felaketi haber verircesine Anadolu, Suriye hatta Mısır'a kadar uçuşmuştu..
Lavlar Pompei ve komşu şehirleri öylesine aniden yok etmiş ve taş kesmişti ki; bugün o insanların günlük yaşayışlarını, yeni kurulmuş bir film seti gibi görebilmekteyiz.
Ocaktan indirilmemiş bir domuz, fırından çıkarılamamış ekmekler, sırtlarındaki mücevher çuvalıyla sokak kapısını açmaya çalışırken yığılıveren kadın ve erkekler…
Kiminin başı ellerinin arasında, kimi çocuğuyla kaçma derdinde…
Bir yanda, şehir kapısı önünde üst üste yığılmış cesetler… Öte yanda, bir zengin evinde cenaze şölenine katılan ve yerlerinden kalkmaya bile fırsat bulamadan ölen insanlar…
İsis tapınağı, tiyatro… Hepsinin de yaşadıkları son anları dondurulmuş bir şekilde duruyor. Yazıcı dükkânındaki balmumu tabletler, kitaplıktaki papirüs tomarları, hamamlarda kaşağılar, meyhane tezgâhlarında kadehler ve son müşterilerin bıraktıkları paralar…
Ev ve dükkân kapılarında sahiplerinin isimleri, umumi tuvaletlerdeki pislik bulaşıkları bile aynen duruyor.
Tüm zenginlikler, makamlar, güzelliklerle birlikte Pompei'nin insanları taş oldu. O insanlar bugün İtalya'da açık hava müzesinde görülebilir…
Jeologlara göre halkın ölüm sebebi kükürt gazı. Taşa dönmelerinin sebebi ise yanardığın püskürttüğü volkanik tozun sertleşmesi… Bu lavlar kalıp oluşturmuş, zamanla içerdeki vücut çürümüş fakat kalıp aynı kalmıştır..


___________________________________________________________________
Yahoo! Türkiye açıldı! http://yahoo.com.tr
İnternet üzerindeki en iyi içeriği Yahoo! Türkiye sizlere sunuyor!

Salı, Haziran 17, 2008

İşte Osmanlı ...

19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında
Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.

Fransızlar, her sene nehrin Almanlar'daki kısmına geçip mahsulün tümünü
toplayıp götürüyorlardı.

O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses
çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına
durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.

Mektupta şöyle denmektedir:

"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar.
Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet'in de
halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi
bu sene olsun toplama imkanı sağlayın."

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen
padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker
elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır.
Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp

mektubu okurlar:

"Fransızlar korkak ademlerdir.
Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur.
Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir."

Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin.
Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerınde dolaştırın. Karşıdan gören
Fransızlar için bu kâfidir."

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar.
Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında
dolaşmaya başlarlar.

Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar'ın sevinç çığlıkları atmalarına
sebep olur:

"Osmanlılar'dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini
de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar.
Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir."

Bu olay, Mülhaymli'lerin gönüllerin de taht kurmuştur.
Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar.

Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen
olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip ,
hadiseyi temsilen kutlarlar.

DAHA FAZLASI İÇİN TIKLA

Pazartesi, Eylül 03, 2007

Almanya Mülheim Kentinde Osmanlı Askerleri

19.yüzyilda Almanya'nin Mülheim sehrindeki Ren nehrinin bir
yakasinda Almanlar,öbür yakasinda da Fransizlar oturuyordu. Fransizlar, her sene nehrin Almanlardaki kismina geçip mahsulün tümünü toplayip götürüyorlardi.


O siralar, birligini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla
ses çikaramiyorlardi tabi.Her sene böyle olunca çareyi Osmanli Sultanina durumu yazip, imdat istemekte bulurlar.

Mektupta söyle demektedir:

"Fransizlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden aliyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dagitan bir imparatorlugun sultani,Islamiyetin de halifesisiniz. Bizi su zulümden kurtarin. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkani saglayin."

Çöküs faslina girildigi bir zamana denk gelen yardim istegini inceleyen padisah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnizca asker elbisesi göndermeyi kafi bulur ve cevabi bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanir.

Saskina dönen Almanlar, çuvali alip mektubu okurlar:

"Fransizlar korkak adamlardir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek
yoktur.Yeniçerimizin kiyafetini görmeleri kafidir.
Çuval içindeki Osmanli askerinin elbiselerini adamlariniza giydirin.
Mahsul zamani, nehrin görülecek yerlerinde dolastirin.
Karsidan gören Fransizlar için bu kafidir."


Bag bahçe sahipleri hemen Osmanli askerinin kiyafetini kapisirlar.
Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kiyafetinde, nehir kiyisinda dolasmaya baslarlar.

Ertesi gün, karsidan gelen haber, Almanlarin sevinç çigliklari atmalarina sebep olur:

"Osmanlilardan imdat geldigini düsünen Fransizlar, korkudan köylerini de terkederek iç kisimlara dogru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermistir."

Bu olay, Mülheimlilarin gönüllerinde taht kurmustur. Giydikleri yeniçeri kiyafetlerini, daha sonra Mülheim'a bagli Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar.

Sehrin en yüksek binasina da Osmanli bayragi asarlar.Ayrica, halen olayin yildönümünde de sehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar.
Bu olay Osmanli'nin sadece bir yeniçeri kiyafetiyle Almanlari Fransizlarin elinden ve talanindan nasil kurtardigini gösteren maziden elmas bir tablo olarak kalmaktadir...


İnternette biraz araştırdım ancak konunun doğruluğu ile ilgili bir site bulamadım. Belki almancası iyi olanlar http://www.muelheim-ruhr.de sitesinde birşeyler bulabilirler ve yorum yazarak bizi aydınlatabilirler.