Hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Mayıs 06, 2009

Dostluğa Dair

Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikaye anlatılır.
Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat atar. Tokadı
yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar

'BUGÜN EN IYI ARKADASIM BANA BIR TOKAT ATTI.'
Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler.Tokadı yiyen yıkanırken bir batağa saplanır, boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam kurtulduktan sonra bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır:

'BUGÜN EN IYI ARKADASIM BENIM HAYATIMI KURTARDI.'

Tokadı vuran ve sonra arkadaşının hayatını kurtaran kişi ona şöyle der; senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazın ama şimdi kayaya kazıyorsun.NEDEN?
Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir:'Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize İYİ bir şey
yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin.'
'INCINMELERINIZI KUMA, GÖRDÜGÜNÜZ IYLIKLERI KAYALARA KAZIMAYI ÖGRENIN.'
Denilir ki özel birini bulmak bir dakikanızı alır,onu değerlendirmeniz bir saat içinde olur,onu sevmek için bir gün yeter ama sonra onu unutabilmek için bir ömrün geçmesi gerekir. Bu sözleri hiç unutamayacağınız kişilere gönderiniz ve bu sözleri size gönderen kişiye de göndermeyi unutmayınız. Bu onları asla unutmayacağınızı bilmelerini sağlayan bir mesajdır.

Eğer kimseye göndermediyseniz bu demektir ki telaş içindesiniz ve dostlarınızı zaten unutmuşsunuz.

Pazar, Nisan 26, 2009

20 kuruş

20
KURUŞ

Londra'daki camii'ye yeni bir imam
gönderilmiş. Adam şehire gitmek için hep aynı otobüse
biniyor ve çoğu zaman aynı söföre
rastlıyormuş.

Bir Gün, bilet alırken söför yanlışlıkla 20
kuruş fazla vermiş. Imam yanlışlığı oturunca,
parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine
düşünüyormus "20 kuruşu geri versemmi
şöföre?"... ama içinden bir ses diyormuaşki
"çok gülünç bir sayı, ve söförün umrunda
değil. Otobüs şirketi çok para kazanıyor zaten...
sadece 20 kuruş onlara bişey yapmaz." Ve bu parayı
saklayabilir diye düşünmüş Allahtan gelen bir hediye
gibi...

inecegi durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini
değiştirmiş, inmeden önce söförün yanına gitmiş, 20
kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın
üstünü fazla verdiniz."

şöför gülümsemiş ve demiş ki : "siz
camii'nin yeni imamısınız değilmi? Aslında uzun
zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, islamı
öğrenmek için, ve bilerek size fazla para verdim nasıl
tepki vereceğinizi gömek istedim."

inerken imam artık bacaklarını hissetmiyormuş,
yere yığılacakmış, bir direğe tutunmuş ve kendine
gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar
dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki:
"Allahım az daha islami 20 kuruşa satıyordum!..."

Salı, Mart 31, 2009

Karınca ve Ağustos Böceği

Karınca yaz boyunca çalışırken ağustos böceği saz
çalmış. Bilirsiniz hikayeyi. Tabi kış gelmiş, karınca
sıcacık evinde afiyet içinde yaşıyorken bir gün
kapısı çalmış.
Bakmış ağustos böceği.
"Tamam" demiş,
"Yaz boyunca saz çaldın şimdi aç kaldın ve benden
yemek istemeye geldin değil mi ? Saz çalacağına biraz
çalışmış olsaydın böyle aç
kalmazdın işte..."

Ağustos böceği de
"Yoo, yanlış anladın." demiş.
"Biz yaz boyunca saz çalınca, ayıptır söylemesi
biraz para yaptık da . Hatta meşhur da oldum, şimdi
Avrupa turnesine çıkıyorum. Belki oralardan istediğin
bir şeyler vardır, diye sormaya geldim" demiş.

Karınca bir bakmış ağustos böceğinin hiç öyle aç
bir hali yok. Üzerinde bir kürk var, arkada da kocaman bir
limuzin, önünde şoförü ile onu bekliyor.

"Yok, bir şey istemiyorum" demiş, "
"Ama Fransa'ya uğrayacaksın değil mi?"
-"Evet.."
-"İyi o zaman, demiş karınca, Paris'e gidince
orada La Fontaine diye biri var, ona söyle "Onun
sülalesinisi........!!.."

Salı, Mart 03, 2009

En doğrular mı,yoksa RENGAREK YALANLAR MI?

İmparatorun Dersi
Bir zamanlar, Uzak Doğu''da, artık yaşlandığını ve yerine geçecek
birini seçmesi gerektiğini düşünen bir imparator varmış.
Yardımcılarından ya da çocuklarından birini seçmek yerine; kendi
yerine geçecek kişiyi değişik bir yolla seçmeye karar vermiş.
Bir gün, ülkesindeki tüm gençleri çağırmış ve:
"Artık tahttan inip yeni bir imparator seçme vakti geldi.
Sizlerden birini seçmeye karar verdim." demiş.
Gençler şaşırmışlar, ancak o sürdürmüş:
"Bugün hepinize birer tohum vereceğim. Bir tek tohum... Ama bu çok
özel bir tohum. Evlerinize gidip onu ekmenizi, sulayıp büyütmenizi
istiyorum. Tam bir yıl sonra büyüttüğünüz o tohumla buraya
geleceksiniz. Sizi, yetiştirdiğiniz o tohuma göre değerlendirip,
birinizi imparator seçeceğim. "
Saraya çağırılan gençlerin arasında Ling adında biri de varmış.O
da
diğerleri gibi tohumunu almış...
Evine gidip heyecanla olayı annesine anlatmış. Annesi bir saksı ve
biraz toprak bulup, onun tohumu ekmesine yardım etmiş.
Sonra birlikte dikkatlice sulamışlar. Her gün sulayıp büyümesini
bekliyorlarmış.
Yeterince zaman geçtikten sonra diğer gençler tohumlarının ne
kadar büyüdüğünü anlatırken, Ling hayal kırıklığı içinde, kendi
tohumunda hiçbir değişiklik olmadığını görüyormuş.Üç hafta, dört
hafta,beş hafta geçmiş...
Hâlâ hiçbir gelişmeyokmuş. Diğerleri yetişen bitkilerinden söz
ederken Ling çok üzülüyormuş. Imparatorun onu beceriksiz
sanmasından çok
endişeleniyormuş. Arkadaşlarına da hiçbir şey diyemiyor, sabırla
bekliyormuş.
Sonunda bir yıl bitmiş ve gençlerin yetiştirdikleri bitkileri
imparatorun huzuruna götürecekleri gün gelip çatmış.
Ling, annesine boş saksıyı götüremeyeceğini söyleyince, annesi ona
cesaret verip;
saksısını götürüp dürüst bir şekilde olanları
imparatora anlatmasını istemiş. Ling, pek istemese de, annesinin
sözünü tutmuş ve boş saksıyla saraya gitmiş.
Saraya varınca arkadaşlarının yetiştirdiği bitkilerin güzellikleri
karşısında şaşırmış.Sonra imparator gelmiş ve tüm gençleri
selamlamış. Ling, arkalarda
bir yerlere saklanmaya çalışıyormuş.
"Ne büyük bitkiler, çiçekler ve ağaçlar yetiştirmişsiniz. Bugün
biriniz imparator olacak." demiş imparator.
Aniden arkada elinde boş saksısıyla Ling''i fark etmiş. Hemen
muhafızlarına onu öne getirmelerini emretmiş. Ling çok korkmuş.
"Sanırım beceriksizliğimden dolayı beni öldürtecek."
Ling öne geldiğinde imparator adını sormuş. "Adım Ling." demiş.
Diğer gençler gülüşüp onunla alay etmeye başlamışlar. Imparator
onları susturmuş. Ling''e ve elindeki saksıya dikkatle bakıp
kalabalığa doğru dönmüş.
"Yeni
imparatorunuzu selamlayın. Adı Ling!" demiş.
Ling inanamamış. Çünkü tohumunu yeşertememiş bile, nasıl imparator
olurmuş?...
Imparator devam etmiş:
" Bir yıl önce burada herkese bir tohum verdim. Siz ekip, sulayıp
bir yıl sonra getirecektiniz. Ama hepinize kaynamış tohum
vermiştim. Asla büyüyemeyecek olan... Ling''in dışında herkes
ağaçlar, bitkiler ve çiçekler getirdi; çünkü tohumun büyümediğini
fark edince hepiniz onu bir başka tohumla değiştirdiniz. Sadece
Ling içinde benim verdiğim tohum olan boş saksıyı getirme cesaret
ve dürüstlüğünü gösterdi. Beklentisi gerçekleşmeyince umutsuzluğa
kapılsa da, dürüstlüğünden vazgeçmedi...
Onun için yeni imparatorunuz o olacak !"
EN SADE DOĞRULAR MI, yoksa RENGARENK YALANLAR MI? (alıntı)

Pazartesi, Ocak 05, 2009

Fw: gençlik sırrı

Evvel Zaman içinde Memleketin Birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış? Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış
'bu gençliğin sırrı nedir' diye. İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya.. Ama Sorular sık , soranlar çoğalınca cevap vermek vacip olmuş sanki.

Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca herkese. Sonra karar vermiş tüm meraklıları yemeğe davet etmeye evine.

"Bu davette size sırrımı açıklayacağım" demiş. Herkes merakla davete gelmiş. Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş. Ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş. Herkes konu ne zaman açılacak diye merek ederken Adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiş:
-"Hatun, şu kilerde bir karpuz getirir misin bize sana zahmet!.." Hanım hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında gidip bir karpuz getirmiş. Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da:
" Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka getirir misin bir zahmet" demiş. Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş. Adam onu da bir yoklamış yine beğenmemiş.
" Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane getirir misin " demiş, Başka istemiş?. Bu böylece üç dört sefer daha tekrarlamış.

Neyse misafirleri ve de siz Aziz okuyucuları sıkmamak için !!! Dedemiz beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş, misafirlere ikram edilmiş?. Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedecik sormuş. "Eeee ?. Arkadaşlar iste benim gençliğin sırrı burada anladınız
mı??

Herkes birbirinin yüzüne bakmış. Kimse bişey anlamamış.."Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!" Dedecik gülmüş."Efendiler" demiş "O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de başka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu. Bir kere bile "aman be adam , deli misin nesin şu tek karpuzu ne taşıttırıyorsun bana defalarca.." demedi.

Beni sizin önünüzde mahcup duruma düşürmedi. İşte ben bütün gençliğimi bu hanımıma borçluyum. Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor duruma düşürmeyiz. Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız. Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz. Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız. İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız.' Demiş.

Perşembe, Kasım 27, 2008

Derviş ve kucak dolusu elma taşıyan kız..

Bir derviş bir kucak elmayla bayırlar aşan bir genç kıza rast gelmiş.

Derviş: nereye gidersin o kucağına doldurduğun da nedir? diye sormuş

Uzak bir tarlayı tarlayı işaret ederek sevdiğim orda çalışıyor ona elma götürüyorum demiş kız.

Derviş kaç tane ? diye sormuş birden

Kız gayet sakin bir halde demiş ki : İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç..

Usulca koparmış derviş elindeki zikir çektiği tesbihini

Cumartesi, Eylül 27, 2008

Sedef Çiçeği

Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun, Ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını... Ve Hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi, hakim... "Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun...?" Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı... "Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan..." Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda... Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu, kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından... Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti. Herkes onu dinliyordu.. Yaşlı kadının gözleri doldu... Ve devam etti... "Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim... O bilmez... 50 yıl önceydi... O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm.. Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim... Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla sulayacağım onu diye... İyi gelirmiş dedilerdi... 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi... Ta ki geçen geceye kadar... O gece takatim kesilmiş.. Uyuyakalmışım... Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim... Hayatımı, umudumu her şeyimi verdim... Ondan hiç bir şey göremedim.. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim.... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim." Hakim, yaşlı adama dönerek; "Diyeceğin bir şey var mı baba" dedi. Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi. "Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadime'mi de orada tanıdım... Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim... O çiçeklerle doludur bahçesi... Kokusuna taptığım perişan eder yüreğimi... İlk evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm... Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi.. Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin dedi... Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun... Lafım geçmedi... O günlerde tesadüf bu çiçek kurudu... Ben ona gece sularsan geçer dedim.. Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim... O sevdiğim kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim... Her gece o çiçek ben oldum... Sanki... Ona bu yüzden tapabilirdim..." dedi adam o yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle... "Her gece O yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki suyu boşalttım... Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey.. Geçen gece de... Yaşlılık.. Ben de uyanamadım.. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı amma, kadınımın boynu yine azabilirdi... Suçlandım.. Sesimi çıkartamadım..." O an Mahkeme salonunda her şey sustu... Ertesi sabah gazeteler "Sedef susuz kaldı" diye yine yalnızca neticeyi haber yaptılar...

Çarşamba, Şubat 06, 2008

En Komik Kaza Raporu

Sayın şantiye şefim;

İş kazası tutanağına planlama hatası diye yazmıştım. Bunu yeterli görmeyerek ayrıntılı anlatmamı istemişsiniz. Şu anda hastanede yatmama neden olan olaylar aynen aşağıda anlattığım gibi olmuştur:

Bildiğiniz gibi ben bir duvar ustasıyım. İnşaatın altıncı katındaki işimi bitirdiğim zaman biraz tuğla artmıştı. Yaklaşık 250 kg kadar olduğunu tahmin ettiğim bu tuğlaları aşağıya indirmek gerekiyordu.

Aşağıya indim, bir varil buldum, ona sağlam bir ip bağladım ve ardından altıncı kata çıktım. İpi bir çıkrıktan geçirip ucunu aşağıya saldım. Tekrar aşağıya indim ve ipi çekerek varili altıncı kata çıkardım. İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım. Bütün tuğlaları varile doldurdum. Aşağı indim, bağladığım ipin ucunu çözdüm. İpi çözmemle birlikte birden kendimi havalarda buldum. Nasıl bulmayayım? Ben yaklaşık 70 kiloyum. 250 kilogram varil süratle aşağıya düşerken beni yukarı çekti.

Heyecan ve şaşkınlıktan ipi bırakmayı akıl edemedim. Ben yukarı çıkarken yolun yarısında, aşağı inmekte olan tuğla dolu varille çarpıştık. Sağ iki kaburgamın bu sırada kırıldığını sanıyorum. Tam yukarı çıkınca, iki parmağım iple beraber çıkrığa sıkıştı; Parmaklarım da bu sırada kırıldı. Bu esnada yere çarpan varilin dibi çıktı ve tuğlalar etrafa saçıldı.

Varil hafifleyince, bu sefer ben aşağı inmeye varil ise yukarı çıkmaya başladı ve yolun yarısında yine varille çarpıştık!.. Sol bacağımın kaval kemiği de bu sırada kırıldı.

Yere inince can havli ile ipi bırakmayı akıl ettim. Bu sefer de başımı yukarı kaldırdığımda boş varilin süratle üzerime geldiğini gördüm!…

Kafatasımın da böyle çatladığını sanıyorum. gözümü hastanede açtım…


INTERNET REHBERİ

Çarşamba, Ocak 30, 2008

Asla Acele Karar Vermeyin

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. 'Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı' dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: 'Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları , çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın' demişler...İhtiyar: 'Karar vermek için acele etmeyin' demiş.'Sadece at kayıp' deyin, 'Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkası nın nasıl geleceğini kimse bilemez.' Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler.'Babalı k' demişler, 'Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..' 'Karar vermek için gene acele ediyorsunuz' demiş ihtiyar. 'Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz? ' Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden 'Bu herif sahiden gerzek' diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeyeçalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.'Bir kez daha haklı çıktın' demişler. 'Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın' demişler. İhtiyar 'Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz' diye cevap vermiş.'O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez. ' Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... 'Gene haklı olduğun kanıtlandı' demişler. 'Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer...' 'Siz erken karar vermeye devam edin' demiş, ihtiyar. 'Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.'

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:

'Acele karar vermeyin.Hayatı n küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.'
INTERNET REHBERİ

Cuma, Eylül 28, 2007

Hollywood Klişesi Türkiye'de Olursa

hollywood'un 46 kez işlediği, "uçakta pilotlar ölür ya da bayılır,
yolculardan biri (mümkünse bir çocuk) telsiz talimatlarıyla
uçağı sağ salim indirir" klişesinin otobüse uyarlanmış hali.

- aloo, aloo, abi ben kamil koc istanbul-ankara otobüsünden arıyorum.
kaptan molada içkiyi fazla kaçırdı herhalde, uyuyor şimdi.
+ evlat sakin ol, muavin orda mı?
- hayır, otobüste değil, tanrım ona ne olduğu konusunda hiçbir
fikrim yok!
+ tamam evlat, hiç korkma, sizi kurtaracağız. şimdi şoförü
yavaşça
koltuktan yana çek, sen oturacaksın onun yerine.
- ama onu yana çekersem düşer, kendinde değil!
+ düşsün pezevenk! oraya senin oturman lazım.
- tamam, oturdum. şimdi ne yapmalıyım?
+ direksiyonu tut, ne çok sıkı ne çok gevşek.
- tuttum. çok eğlenceli görünüyor ehu
+ evlat, ciddi ol, 40 yolcunun hayatı senin elinde. şimdi; önündeki
+ panelde
bir çok gösterge var değil mi? tam ortadaki büyük olana bak, ne
yazıyor
orda?
- bismillahirrahmanirrahim.
+ hayır göstergenin üstündeki yazıya değil göstergeye bak! hız
+ göstergesine
bak, kaçla gittiğinizi görebiliyor musun?
- sıfır.
+ nasıl sıfır? dikkatli bak.
- sıfır, gerçekten sıfır. ölecek miyiz?
+ otobüs duruyor mu gidiyor mu bunu söyle bana seni kuş beyinli!
- duruyooor
+ kalk s*kt*r git eş*şoğlueş*ek! bize de panik yaptırdın. şoför
uyanınca
devam edersiniz.

Cumartesi, Haziran 23, 2007

Kızarmış Hayalet

KIZARMIŞ HAYALET
Bu hadise, Yeni Zelanda'dan Kay Martin' e ait:
Akşam yemeğine arkadaşlarını çağıran Kay yemekten önce küçük bir aperatif hazırlarken bir tavuğun acı acı bağırdığını duyar. Sesin nereden geldiğini merak eden Kay bahçeye çıkar. Bahçede bir şey göremez. Ancak ses daha yakınlardan, hatta mutfaktan gelmektedir. Giderek yükselen sesin kaynağını keşfettiği zaman tüyleri diken diken olur. Kızarması için fırına yerleştirdiği tavuktan çığlık çığlığa sesler gelmektedir.
"O anda elim ayağım boşandı. Tavuğu canlı canlı pişiriyorum sandım. Korkudan az daha ölüyordum."
Tavuğun çığlıkları Kay'inkiler ile birleşince konuklar mutfağa üşüşür ve çığlıkların nedeni ortaya çıkar. Tavuğu fırından çıkartan konuklar, hayvan soğudukça seslerin kesildiğini fark ederler.
Yeni Zelanda'da tavuk çiftliklerinde hayvanlar bizde olduğu gibi boynu kesilerek öldürülmez. Kay'in akşam yemeği için hazırladığı tavuğun ses telleri kesilmediği için tavuğun karnında biriken buhar, hayvanın boğazından geçerken büyük bir basınçla ses tellerini harekete geçirmiştir.
Bu olaydan sonra, tahmin edebileceginiz gibi, Kay bir daha evinde tavuk pişirmez.

Pazartesi, Haziran 18, 2007

Dikkat! Mailinizi Yanlış Adrese Yollamayın

Adamın biri yeni ulaştığı otele kaydını yaptırır. Odasına girdiğinde masada bir bilgisayar görür ve karısına e-mail atmaya karar verir. Fakat yazdığı mesajı farkında olmadan yanlış bir adrese gönderir....
Tam bu sırada farklı bir yerde kadın, kocasının cenaze töreninden evine yeni dönmüştür ve bilgisayarındaki maili görür, arkadaşlarından geldiğini düşündüğü maili okuyunca olduğu yere yığılıp kalır. Odaya giren annesi yerde yatan kızını ve ekrandaki mesajı görür. Kime : Sevgili karıma
Konu : Yeni ulaştım.
Tarh : 16 Mayıs 2004
Benden haber aldığına şaşıracağından eminim. Burada bilgisayar var ve sevdiklerimize e-mail gönderebiliyoruz. Buraya yeni ulaştım ve kaydımı yaptırdım. Her şey yarın senin buraya geleceğini düşünülerek hazırlanmış. Seninle buluşmayı dört gözle bekliyorum. Umarım benim gibi sorunsuz bir yolculuk geçirirsin.
Not : Burası çok sıcak.

Çarşamba, Haziran 13, 2007

Güzel Hikaye

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti. Bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi sonra düşündü; oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez. Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve baba haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk; "Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı" dedi...INSANI DÜZELTTiĞiM ZAMAN, DÜNYA KENDiLiĞiNDEN DÜZELMiŞTi...

Perşembe, Haziran 07, 2007

Eğitimin Önemi

İNANILMAZ AMA GERÇEK... BİR SOLUKTA OKUYACAKSINIZ...
Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa'yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.
Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa'nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.
Mustafa'nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?
İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?
Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa'nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.
Mustafa'nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.
Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.
Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa'nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti.
Mustafa'nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı ile beceriksizce sarılmıştı.
Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.
Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.
Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıftaki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.
Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.
Altı yıl sonra Mustafa'dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.
Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha'nın tüm yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama şimdi ismi biraz daha uzundu.
Mektup şöyle imzalanmıştı;

Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)

Öykü burada bitmiyor.
Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.
Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan Mediha'nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.
Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?
Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.
Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha'nın kulağına şöyle fısıldadı,
"Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.
Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"
Bayan Mediha, gözlerinde yaşlarla fısıldadı, şöyle dedi;
Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum".

Çarşamba, Mayıs 23, 2007

Muhteşem İngilizce Mektup

Aşağıda muhteşem mektubun satırlarını okuyabilirsiniz :)

We send our company information attached to the mail (as pdf). But the cost of operation you haue foreseen is very low. This may take more expensive. If you send drawings of your current product, we can find the real cost including shipping. Kind Regards.


Sugar brother (Şeker kardeşim),
Be a young man for two minutes (iki dakka delikanlı ol). We put you in a man place, you become Tempra (adam yerine koyduk hemen arkanız kalktı). No need to be artist (artizliğin lüzumu yok) We know that this work takes much Money, too (bu işlerin çok para tuttuğunu biz de biliyoruz) No, why do you creating tension anymore, subtree (hayır da, daha ne diye gerginlik yaratıyorsun ki, dallama?) i eat all of you nobody understand (alayınızı yerim haberiniz olmaz) You not. understand the word, you eat the grass where i put you, (Laftan anlamıyorsunuz, hala koyduum yerde otluyorsunuz) No drawings mrawings my brother ! (Proje mroje yok kardeşim) You make 3 kurush work camel ( 3 kuruşluk işi deve yaptınız)
I understand we can not understand with you ( Anlaşıldı biz sizinle anlaşamayacağız)
But, if you go with this head to arm , you take NAH as diploma (Ama siz bu kafayla giderseniz askere nah alırsınız teskere)
Here that much ! (işte o kadar)

Hisli Evlat

Genç adam, evinin alt katında marangozluk yapıyordu. Kapı ve pencere konusunda uzmandı. Fakat plâstik pencereler yaygınlaşınca, ahşap olanlara rağbet azaldı. Bu yüzden işler iyi gitmiyordu. Üstelik de çocukları büyümüş, biri hariç okula başlamıştı. Masrafları artınca, yanındaki kalfasına yol verdi. İşe biraz daha erken koyulur, yardımcıya ayırdığı parayı, çocukların harçlığına katardı.
Adam, bir gün çalışırken, elektrik kesildi. Ve uzun süre beklediği halde gelmedi. Aksi gibi, o akşamüzeri teslim etmesi gereken birkaç pencere vardı. Boş kalmayı sevmezdi. Planyayı yağladı, talaşları süpürdü. Biraz dinlenmek için eve çıkarken, sigortaya göz attı. Eğer yanılmıyorsa, bu iş normal değildi. Biri gelip sigortayı kapatmış olmalıydı.
Şalteri kaldırınca, atölye aydınlandı. Tahminleri doğru çıkmıştı ama bu işe bir anlam veremiyordu. Şaka dese, böyle bir şaka yapılmazdı. Kendisini kıskanacak bir düşmanı da yoktu.
İşe koyulduğunda, yine aynı şey oldu. Ama bu sefer suçluyu görmüştü. Oğlu, evden atölyeye bağlanan merdiveni sessizce inmiş ve sigortayı kapattığı sırada, babasını karşısında bulmuştu.
Adam, on yaşına gelmiş bir çocuğun böyle bir haylazlığını affedemezdi. Bütün günü, onun yüzünden mahvolmuştu. Bir kere yapmış olsa, ses çıkartmazdı. Ama tekrarlaması, hangi yönden bakılırsa bakılsın, büyük hataydı. Saçlarından yakalayıp sıkı bir tokat attı. Her şey onun iyiliği içindi. Belki vurduğu tokat, serseri olmasını engellerdi. Adam, oğlunun gözyaşlarını görmezden geldi ve eve çıktıktan sonra, eşine dert yanarak:

—; Bu çocuğun, okulda kimlerle düşüp kalktığını bilmemiz lazım! Dedi. Eğer serbest bırakırsak, başımıza büyük dertler açacak!

Adam, bir süre düşündü. Sonunda da en kolay yolu buldu. Oğlunun hiç aksatmadan tuttuğu günlüğünde, arkadaşlarına ait ipucu olmalıydı. Eşi istemese de, ona kulak asmadı ve çocuğunun günlüğünü okumaya başladı.

Oğlu, en son sayfada:

";Bu gece kötü bir rüya gördüm!" yazmıştı. "Atölyede çalışırken, babamı elektrik çarpıyordu. Allah'ım onu koru! Ben elimden geleni yapacağım!


Bu tarz hikayeleri yazmayı iş edinmiş kişiler var.

Ama gerçektende bazen çok acıklı yazıyorlar.

Helal olsun.

Çarşamba, Mayıs 16, 2007

Şehzadebaşı Camii'ndeki 400 yıllık Mektup


"Bir Mimar Sinan eseri olan Sehzadebasi Cami'nin 1990'li yillarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir insaat muhendisi, caminin restorasyonu sirasinda yasadiklari bir olayi tv'de soyle anlatmıştı.

“Cami bahcesini cevreleyen havale duvarinda bulunan kapilarin uzerindeki kemerleri olusturan taslarda yer yer curumeler vardi. Restorasyon programinda bu kemerlerin yenilenmesi de yer aliyordu. Biz insaat fakultesinde teorik olarak kemerlerin nasil insaat edildigini ogrenmistik fakat tas kemer insaasi ile ilgili pratigimiz yoktu. Kemerleri nasil restore edecegimiz konusunda ustalarla toplanti yaptik. Sonuc olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalip cakacaktik.Daha sonra kemeri yavas yavas sokup yapim teknikleri ile ilgili notlar alacaktik ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktik.

Kalıbı söktük. Sokmeye kemerin kilit tasindan basladik. Tasi yerinde cikardigimizda hayretle iki tasin birlesme noktasinda olan silindirik bir bosluga yerlestirilmis bir cam siseye rastladik.

Sisenin icinde durulmus beyaz bir kagit vardi. Siseyi acip kagida baktik. Osmanlica birseyler yaziyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk.

Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafindan yazilmisti. Sunlari soyluyordu.


" Bu kemeri olusturan taslarin omruyaklasik 400 senedir. Bu muddetzarfinda bu taslar curumus olacagindan siz bu kemeri yenilemekisteyeceksiniz. Buyuk bir ihtimalle yapi teknikleri de degisecegindenbukemeri nasil yeniden insaa edeceginizi bilemeyeceksiniz. Iste bumektububen size, bu kemeri nasil insa edeceginizi anlatmak icin yaziyorum."

Koca Sinan mektubunda boyle basladiktan sonra o kemeri insaettikleritaslari Anadolunun neresinden getirttiklerini soylerek izahlarinadevamediyor ve ayrintili bir bicimde kemerin insaasini anlatiyordu. Bu mektup bir insanin, yaptigi isin kalici olmasi icin gosterebilecegi cabanin insan ustu bir ornegidir. Bu mektubun ihtisami, modern cagin insanlarinin bile zorlanacagi tasin omrunu bilmesi,yapi tekniginin degisecegini bilmesi, 400 sene dayanacak kagit ve murekkep kullanmasi gibi yuksek bigi seviyesinden gelmektedir. Suphesiz bu yuksek bilgiler de o koca mimarin erisilmez ozelliklerindendir. Ancak erisilmesi gercekten zor olan bu bilgilerden cok daha muhtesem olan 400 sene sonraya cozum ureten sorumluluk duygusudur.

Pazartesi, Mayıs 14, 2007

50 Enteresan Gerçek

1- Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Bostwanalı kadın sadece 39 yıl yaşıyor.

2- Dünyadaki obez nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.

3- ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken hamilelik oranına sahip.

4- Çin'de 44 milyon kadın kayıp.

5- Brezilya'daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla.

6- 2002'de idamların yüzde 81'i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşti.

7- İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha fazla bilgiye sahip.

8- AB'deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon, Afrika'nın yüzde 75'inin günlük geçiminden daha fazla.

9- 70'in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak, 9'unda ise cezası ölüm.

10- Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 doların da altında gelirle yaşıyor.

11- Rusya'da yılda 12 binin üzerinde kadın aile içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor.

12- 1 yılda 13.2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı.

13- Kara mayınları nedeniyle saatte bir insan ölüyor ve sakat kalıyor.

14- Hindistan'da 44 milyon çocuk işçi var.

15- Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi yiyor.

16- Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçü Tiger Woods, yılda 78 milyon dolar, yani saniyede 148 dolar kazanıyor.

17- Amerikalı 7 milyon kadın, 1 milyon erkek yeme bozukluğu çekiyor.

18- 15 yaşındaki İngilizlerin yarısı uyuşturucu kullanmış, dörtte biri sigara içiyor.

19- Washington'daki lobi endüstrisinde 67 bin kişi, her seçilmiş kongre için
125 kişi çalışıyor.

20- Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor.

21- 1977'den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin şiddet ve taciz vakası yaşandı.

22- McDonald's'ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan tacını tanıyanlardan fazla.

23- Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor.

24- Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar.

25- Amerikalıların üçte biri, uzaylıların geldiğine inanıyor.

26- 150'den fazla ülkede işkence var.

27- Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç kalıyor.

28- Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33.

29- Dünyanın üçte biri savaş halinde.

30- Petrol rezervleri 2040'ta tükenebilir.

31- Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.

32- Dünya nüfusunun yüzde 70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.

33- Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek için yaşanıyor.

34- Afrika'da 30 milyon kişi AIDS.

35- Her yıl 10 dil ölüyor.

36- İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla.

37- ABD'de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor.

38- Dünyada en az 300 bin düşünce suçlusu var.

39- Her yıl 2 milyon genç kız ve kadın sünnet ediliyor.

40- Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor.

41- İngiltere'de 2001 seçimlerinde 26 milyon kişi, Pop Idol'un ilk sezonunda
32 milyon kişi oy kullandı.

42- ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor.

43- ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha fazla askeri harcama yapıyor.

44- Dünyada 27 milyon köle var.

45- Amerikalılar çöpe saatte 2.5 milyon plastik şişe atıyor, yani her üç haftada bir Ay'a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor.

46- Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya yakalanıyor.

47- Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor.

48- Yeni Zelanda'dan İngiltere'ye uçakla getirilen bir tane kivi, atmosfere kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor.

49- ABD'nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var.

50- Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali, zengin aile çocuklarına göre 3 kat daha fazla.

Mükemmel Organizasyon

Adamın biri arkadaşı ile yolda giderken elindeki çakısı ile parmağını keser.
Biraz ötede bir saglik ocagi vardir. Adam: "Ben şurada pansuman yaptırayım"
der.
İçeri girince karşısına iki kapı çıkar..

Birinde: HASTALAR
Ötekinde: YARALILAR yazılıdır.

Yaralılar kapısından girer.

Yine önünde iki kapı çıkar.

Birinde: ET
Ötekinde: KEMİK yazmaktadır...

Et kapısından girer.

Yine önünde iki kapı çıkar.

Birinde: ÖNEMLİ
Ötekinde ÖNEMSİZ yazmaktadır...

Önemsiz kapısından girince kendini sokakta bulur.

Adamın dışarda bekleyen arkadaşı, adam çok kısa bir sürede dönünce merakla sorar :
"Nasıl iyi baktılar mı?"
Adam biraz şaşkın cevap verir:
"Hayır, ama organizasyon müthiş!"

Cumartesi, Nisan 28, 2007

Enteresan Tez Çalışması

ABD'de Massachusetts Institute of Technology'de okuyan bir öğrencinin tanık olduğu bu öykü, bir tez çalışmasının nelere yol açacağını göstermesi açısından ilginç bir örnek oluşturuyor:

Bir lisansüstü ögrencisi bir yaz mevsimi süresince her gün üzerine siyah-beyaz çizgili bir tişört giyerek Harvard futbol sahasına gider. 15 dakika boyunca sahayı bir uçtan diğer uca yürüyerek yerlere kuş yemi serper.

Bu arada cebinden bir hakem düdüğü çıkartıp öttürür. Yağmur, çamur demeden hergün aynı saatte aynı hareketleri törensel bir ciddiyetle yapar.

Derken sonbahar gelir, futbol mevsimi başlar. Harvard futbol takımının ilk maçı oynanacaktır.

Siyah-beyaz tişörtlü hakem başlama düdüğünü çalar ve o anda olanlar olur.

Yüzlerce kuş sahaya hücum eder ve doğal olarak maç ertelenir. Bu arada öğrenci tezini vermiş ve mezun olmuştur.