Adam, çok acele bir is için Avrupa'ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beş bin dolar krediye gereksinim duyduğunu söyledi. Müşteri temsilcisi kısa bir araştırma yaptıktan sonra döndü. "Ticari ve mali sicilinizi inceledik.
Bu krediyi almanız için bir engeliniz yok" dedi ve ekledi: Fakat bir konuyu belirtmeliyiz. Bizim bankamızla daha önce hiç calismamissiniz. Banka olarak sizi resmen tanımıyoruz. Bu nedenle, söz konusu krediyi verebilmemiz için karşılığında sizden bir teminat almak zorundayız". Adam cebinden RollsRoyce'un anahtarını çıkardı, bankanın müşteri temsilcisine uzattı: "Çok acelem var, uçağa yetiseceğim" dedi."kapıdaki RollsRoyce'umu teminat olarak alabilirsiniz".
Kredi işlemleri çok hızlı bir bicimde tamamlandı. Banka Rolls Royce otomobili bankanın garajına çektiler, adama da beş bin dolar krediyi verdiler. Müşteri temsilcisi, kisisel merakîni gidermek için bir hafta boyunca özel bir araştırma yaptı ve bankalarının bu yeni müşterisinin çok büyük bir işadamı ve çok büyük bir servet sahibi olduğunu öğrendi.
Bir hafta sonra adam yeniden gelip, borcunun ana parası beş bin dolarla, bir haftalık faizi dokuz bucuk doları ödedikten sonra, müşteri temsilcisi bir türlü yenemediği merakinin dürtüsüyle sordu: "Sizin, çok büyük bir is adamı ve çok büyük bir servetin sahibi olduğunuzu öğrendim" dedi. "Yalnızca kişisel merakımdan soruyorum.Lütfen söyler misiniz,sizin için çok küçük bir miktar olan beş bin dolarlık krediye neden gereksinim duydunuz?" Adam hafifçe gülümsedi: "Siz de bana lütfen söyler misiniz?" dedi. "Böyle lüks bir otomobili, New York'ta hangi kapalı garaja, bir hafta boyunca dokuz bucuk dolara bırakabilirsiniz? (para kazanmak sadece çalışma ve hırsla olmaz zekada gerekir.
Cuma, Temmuz 24, 2009
Nasıl Zengin Olunur (muş)?
Çarşamba, Mayıs 06, 2009
Dostluğa Dair
Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat atar. Tokadı
yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar
'BUGÜN EN IYI ARKADASIM BANA BIR TOKAT ATTI.'
Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler.Tokadı yiyen yıkanırken bir batağa saplanır, boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam kurtulduktan sonra bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır:
'BUGÜN EN IYI ARKADASIM BENIM HAYATIMI KURTARDI.'
Tokadı vuran ve sonra arkadaşının hayatını kurtaran kişi ona şöyle der; senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazın ama şimdi kayaya kazıyorsun.NEDEN?
Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir:'Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize İYİ bir şey
yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin.'
'INCINMELERINIZI KUMA, GÖRDÜGÜNÜZ IYLIKLERI KAYALARA KAZIMAYI ÖGRENIN.'
Denilir ki özel birini bulmak bir dakikanızı alır,onu değerlendirmeniz bir saat içinde olur,onu sevmek için bir gün yeter ama sonra onu unutabilmek için bir ömrün geçmesi gerekir. Bu sözleri hiç unutamayacağınız kişilere gönderiniz ve bu sözleri size gönderen kişiye de göndermeyi unutmayınız. Bu onları asla unutmayacağınızı bilmelerini sağlayan bir mesajdır.
Eğer kimseye göndermediyseniz bu demektir ki telaş içindesiniz ve dostlarınızı zaten unutmuşsunuz.
Pazar, Nisan 26, 2009
20 kuruş
KURUŞ
Londra'daki camii'ye yeni bir imam
gönderilmiş. Adam şehire gitmek için hep aynı otobüse
biniyor ve çoğu zaman aynı söföre
rastlıyormuş.
Bir Gün, bilet alırken söför yanlışlıkla 20
kuruş fazla vermiş. Imam yanlışlığı oturunca,
parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine
düşünüyormus "20 kuruşu geri versemmi
şöföre?"... ama içinden bir ses diyormuaşki
"çok gülünç bir sayı, ve söförün umrunda
değil. Otobüs şirketi çok para kazanıyor zaten...
sadece 20 kuruş onlara bişey yapmaz." Ve bu parayı
saklayabilir diye düşünmüş Allahtan gelen bir hediye
gibi...
inecegi durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini
değiştirmiş, inmeden önce söförün yanına gitmiş, 20
kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın
üstünü fazla verdiniz."
şöför gülümsemiş ve demiş ki : "siz
camii'nin yeni imamısınız değilmi? Aslında uzun
zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, islamı
öğrenmek için, ve bilerek size fazla para verdim nasıl
tepki vereceğinizi gömek istedim."
inerken imam artık bacaklarını hissetmiyormuş,
yere yığılacakmış, bir direğe tutunmuş ve kendine
gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar
dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki:
"Allahım az daha islami 20 kuruşa satıyordum!..."
Deli ve salak arasındaki fark
Adam arabayı kenara zor yanaştırır.
Sonraki işlem malum...
Kriko, stepne, bijon anahtarı ve tekeri söker.
Ama söktüğü 4 adet bijon, yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer.
Mazgal açılır gibi değil,
Bijonlar görünmüyor bile.
Adam bir sağına bakar, bir soluna bakar,
çaresiz kaldırıma çöker.
Olayı en başından beri akıl hastanesinin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli, seslenir;
- Ula salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
- Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
- Düşündüğün şeye bak! Diğer lastiklerden birer tane bijon çıkar. Hepsi 3 bijonlu olsun.
Seni, 1 lastikçiye kadar idare eder.
Adam hemen denileni yapar.
Ve akıl hastanesindeki deliye seslenir:
- Senin ne işin var tımarhanede?
Cevap müthiştir....
- Biz burada delilikten yatıyoruz kardeşim, salaklıktan değil...!
HAYAT ÇATLAK BARDAKTAKİ SUYA BENZER; SEN İÇSEN DE BİTECEK İÇMESEN DE. SEN HAYATI GÜZEL YAŞASAN DA BİTECEK YAŞAMASAN DA.
Selamlar
Salı, Mart 31, 2009
Karınca ve Ağustos Böceği
çalmış. Bilirsiniz hikayeyi. Tabi kış gelmiş, karınca
sıcacık evinde afiyet içinde yaşıyorken bir gün
kapısı çalmış.
Bakmış ağustos böceği.
"Tamam" demiş,
"Yaz boyunca saz çaldın şimdi aç kaldın ve benden
yemek istemeye geldin değil mi ? Saz çalacağına biraz
çalışmış olsaydın böyle aç
kalmazdın işte..."
Ağustos böceği de
"Yoo, yanlış anladın." demiş.
"Biz yaz boyunca saz çalınca, ayıptır söylemesi
biraz para yaptık da . Hatta meşhur da oldum, şimdi
Avrupa turnesine çıkıyorum. Belki oralardan istediğin
bir şeyler vardır, diye sormaya geldim" demiş.
Karınca bir bakmış ağustos böceğinin hiç öyle aç
bir hali yok. Üzerinde bir kürk var, arkada da kocaman bir
limuzin, önünde şoförü ile onu bekliyor.
"Yok, bir şey istemiyorum" demiş, "
"Ama Fransa'ya uğrayacaksın değil mi?"
-"Evet.."
-"İyi o zaman, demiş karınca, Paris'e gidince
orada La Fontaine diye biri var, ona söyle "Onun
sülalesinisi........!!.."
Salı, Mart 17, 2009
Kara kalemin hikayesi
Ninesini bir mektup yazarken izleyen çocuk sordu:
- “Yaşadıklarımız için bir hikaye mi yazıyorsun? Yoksa benim hakkımda mı?”
Ninesi yazmayı kesti ve torununa şöyle dedi:
- “Aslında, senin hakkında yazıyorum.. Fakat kelimelerden daha önemlisi, kullandığım Kurşun Kalem.
Umarım büyüdüğünde sen de bu kurşun kalem gibi olursun.”
Çocuk merakla kurşun kaleme baktı..
Özel bir kalem gibi görünmüyordu.
- “Fakat daha önce gördüğüm diğer kurşun kalemler ile aynı!”
- “Bu, senin nasıl baktığın ile alakalı. Kurşun Kalemin 5 önemli özelliği vardır,
ki sen onlara sıkıca tutunduğunda ömrün huzur içinde geçecektir.”
Birinci özellik: Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma.
Bizim için bu el Allah dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi O yönlendirir.
İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemin ucunu açmam gerekir.
Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar.
Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar.
Üçüncü özellik: Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır.
Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın,
aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir.
Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil,
içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın.
Beşinci özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır.
Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın.
Paulo Coelho
Salı, Mart 03, 2009
En doğrular mı,yoksa RENGAREK YALANLAR MI?
Bir zamanlar, Uzak Doğu''da, artık yaşlandığını ve yerine geçecek
birini seçmesi gerektiğini düşünen bir imparator varmış.
Yardımcılarından ya da çocuklarından birini seçmek yerine; kendi
yerine geçecek kişiyi değişik bir yolla seçmeye karar vermiş.
Bir gün, ülkesindeki tüm gençleri çağırmış ve:
"Artık tahttan inip yeni bir imparator seçme vakti geldi.
Sizlerden birini seçmeye karar verdim." demiş.
Gençler şaşırmışlar, ancak o sürdürmüş:
"Bugün hepinize birer tohum vereceğim. Bir tek tohum... Ama bu çok
özel bir tohum. Evlerinize gidip onu ekmenizi, sulayıp büyütmenizi
istiyorum. Tam bir yıl sonra büyüttüğünüz o tohumla buraya
geleceksiniz. Sizi, yetiştirdiğiniz o tohuma göre değerlendirip,
birinizi imparator seçeceğim. "
Saraya çağırılan gençlerin arasında Ling adında biri de varmış.O
da
diğerleri gibi tohumunu almış...
Evine gidip heyecanla olayı annesine anlatmış. Annesi bir saksı ve
biraz toprak bulup, onun tohumu ekmesine yardım etmiş.
Sonra birlikte dikkatlice sulamışlar. Her gün sulayıp büyümesini
bekliyorlarmış.
Yeterince zaman geçtikten sonra diğer gençler tohumlarının ne
kadar büyüdüğünü anlatırken, Ling hayal kırıklığı içinde, kendi
tohumunda hiçbir değişiklik olmadığını görüyormuş.Üç hafta, dört
hafta,beş hafta geçmiş...
Hâlâ hiçbir gelişmeyokmuş. Diğerleri yetişen bitkilerinden söz
ederken Ling çok üzülüyormuş. Imparatorun onu beceriksiz
sanmasından çok
endişeleniyormuş. Arkadaşlarına da hiçbir şey diyemiyor, sabırla
bekliyormuş.
Sonunda bir yıl bitmiş ve gençlerin yetiştirdikleri bitkileri
imparatorun huzuruna götürecekleri gün gelip çatmış.
Ling, annesine boş saksıyı götüremeyeceğini söyleyince, annesi ona
cesaret verip;
saksısını götürüp dürüst bir şekilde olanları
imparatora anlatmasını istemiş. Ling, pek istemese de, annesinin
sözünü tutmuş ve boş saksıyla saraya gitmiş.
Saraya varınca arkadaşlarının yetiştirdiği bitkilerin güzellikleri
karşısında şaşırmış.Sonra imparator gelmiş ve tüm gençleri
selamlamış. Ling, arkalarda
bir yerlere saklanmaya çalışıyormuş.
"Ne büyük bitkiler, çiçekler ve ağaçlar yetiştirmişsiniz. Bugün
biriniz imparator olacak." demiş imparator.
Aniden arkada elinde boş saksısıyla Ling''i fark etmiş. Hemen
muhafızlarına onu öne getirmelerini emretmiş. Ling çok korkmuş.
"Sanırım beceriksizliğimden dolayı beni öldürtecek."
Ling öne geldiğinde imparator adını sormuş. "Adım Ling." demiş.
Diğer gençler gülüşüp onunla alay etmeye başlamışlar. Imparator
onları susturmuş. Ling''e ve elindeki saksıya dikkatle bakıp
kalabalığa doğru dönmüş.
"Yeni
imparatorunuzu selamlayın. Adı Ling!" demiş.
Ling inanamamış. Çünkü tohumunu yeşertememiş bile, nasıl imparator
olurmuş?...
Imparator devam etmiş:
" Bir yıl önce burada herkese bir tohum verdim. Siz ekip, sulayıp
bir yıl sonra getirecektiniz. Ama hepinize kaynamış tohum
vermiştim. Asla büyüyemeyecek olan... Ling''in dışında herkes
ağaçlar, bitkiler ve çiçekler getirdi; çünkü tohumun büyümediğini
fark edince hepiniz onu bir başka tohumla değiştirdiniz. Sadece
Ling içinde benim verdiğim tohum olan boş saksıyı getirme cesaret
ve dürüstlüğünü gösterdi. Beklentisi gerçekleşmeyince umutsuzluğa
kapılsa da, dürüstlüğünden vazgeçmedi...
Onun için yeni imparatorunuz o olacak !"
EN SADE DOĞRULAR MI, yoksa RENGARENK YALANLAR MI? (alıntı)
Pazartesi, Şubat 09, 2009
Pazartesi, Ocak 19, 2009
Mecnun...
Mecnun tam o sirada sözde alim zatin önünden geçmis..
Adam öfkeyle namazini bozarak:
- 'Bre melun görmez misin ki namaza duruyorum, ne diye önümden geçersin?' der.
Mecnun'un cevabiysa ilginçtir:
- 'BEN LEYLANIN ASKIYLA SENIN NAMAZ KILDIGINI GÖRMEZKEN, SEN MEVLANIN ASKIYLA BENI NASIL GÖRDÜN...?'
Çarşamba, Ocak 14, 2009
İlt: İpin Hesabı
"Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin yarısını ona bağışlıyorum"
diye vasiyet etmiş. Öldüğünde
"Kim birlikte kabre girip sabahlamak ister?" diye araştırmışlar. Kimse çıkmamış. Nihayet bir hamal,
"Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum." diye düşünerek kabul etmiş.
Vefat eden zengin ile birlikte defnetmişler. Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü, bir canlı var. "Nasıl olsa bu ölü elimizde... Biz şu canlı olandan başlayalım" demişler ve hamalı sorgulamaya başlamışlar.
"O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın? Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, adamın hesabı bitmemiş. Sabahleyin kabirden çıkmış.
- Tamam, servetin yarısı senin, demişler.
- Aman,demiş hamal, istemem, kalsın. Ben, sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?
